yesil elma
25 Takipçi | 1 Takip
28 06 2011

TÜRKİYENİN YAŞAYAN HAZİNELERİ KUŞADASINDA MAFFY

Her yıl yayınlanan UNESCO Dünya Mirası listesini okurken aklıma geldi. Türkiye’nin yaşayan hazinelerini de listelemek gerekir.  Ne dersiniz bu listeye dünyaca ünlü Muvaffak Falay ilk sıralardan girer mi?

Muvaffak Falay, Temmuz 2010’da Kuşadası Belediyesi İbramaki Sanat Galerisi’nde konser verdi.  Yıllar önce Güvercin ada kalesinin merdivenlerinde ilk kez tanışmıştık. Bandomuzun emektarı Yaşar Bademci ile merdivenlere oturmuş konuşuyorlardı. Şaşırmıştım, dünya çapındaki bir cazcı, bandomuzun klarnetçisi ile uzun uzun ne konuşabilirdi. Daha sonra aynı yıllarda Kuşadası Belediye Bando’sunda çalıştıklarını öğrendim. Maffy’nin bando’dan dünya sahnelerine giden sanat yolunun başlangıcının Kuşadası olması gurur verici.

1930 yılında doğan Muvaffak “Maffy” Falay Ankara Konservatuvarı’nda 7 yıl boyunca trompet ve piyano çalıştı. 1956′da Falay, Ankara havaalanında Dizzy Gillespie’nin orkestrasını karşılayan grubun liderliğini üstlenmişti. Bu etkinlikten kısa bir süre sonra bir ABD caz dergisinde şöyle bir ifade geçiyordu: “Ortadoğuda bir bop turuna çıkan Dizzy Gillespie, olağanüstü bir trompetçi keşfettiğini bildirdi. Diz’e göre söz konusu sanatçı en az Eldridge ya da Miles Davis kadar iyi. Bu muhteşem trompetçi şu anda Intime Gazinosu, Ankara, Türkiye’de çalışıyor. Adı ise Muvaffak Falay”.

Ailesi ona Mafili diye sesleniyordu. Büyüdüğünde bu lakaptan Maffy’yi türetti. Dostları onu böyle çağırdı.

Kuşadası’nda 80.dogum günü pastasını keserken, müziğe 1942 yılında Kuşadası'nda başladığını anlatan Falay, "Babam Kuşadası'nda ziraat müdürüydü. Ben o zamanlar İzmir Karşıyaka'da oturuyorum. Annem işleri olduğu için devamlı Ankara'ya gidiyordu ve bana sen babanın yanına git diyordu. Kuşadası'na kısa pantolonla geldim. O zamanlar Kuşadası küçücük bir yerdi ama cennetti. Ziraat müdürü Fuat Falay'ın oğluydum. Babam vazifesinin başında olduğu için ben arkadaşlarımla dışarıda oynamaya çıkardım. Her zaman gidip bahçesinde oyunlar oynadığımız kahvenin içinde bir gün kocaman kilitleri olan, zincirlerle çevrelenmiş bir dolap gördüm. İçinde sazların saklandığı bir dolapmış bu. Müziğe, cennet gibi bir yer olan Kuşadası'nda başladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum" dedi.

Kuşadası'nın ünlü ve tarihi bandosunun kendisi için ayrı bir önemi olduğuna dikkati çeken 80 yaşındaki Falay, müziğe başlamasına yol açan o unutulmaz günlerle ilgili şunları söyledi: "Kuşadası'nda bir gün, bando takımını kurmak için İzmir'den bir hoca geleceğini öğrendik arkadaşlarla. Sevinçten ve heyecandan havalara uçtuk. O zamanlar 12 yaşlarındaydık. Üç ay boyunca arkadaşlarımla birlikte sürekli çalıştık. Bando takımında kendimize bir yer kapabilmek için sürekli çalıştık, çaldık. Üç ay sonunda enstrümanlarımızla birlikte tam bir bando takımıydık. Bayramlarda ve özel günlerde bando takımı olarak görev alıyorduk. Karşıyaka'da otururken bizim evde piyano vardı. İki ablam piyano çalardı klasik, Bach, Motzart çalarlardı. Ağabeyim çok güzel mandolin çalardı. Babam flüt çalmış zamanında. Büyük ablam keman da çalardı. Müziğe tutkulu bir aileden geldim. Müzikle iç içe yaşamış bir aileden geldim. Bu yüzden müziğe küçüklükten gelen yetenek ve aşinalığım sayesinde, bando takımında da hiç zorlanmadan enstrümanlarımı çaldım. Notayı nasıl öğrendiğimi hiç hatırlamıyorum. “

Bando şefi eli kamçılı Enver Efendi'yle karşılaştığında vazgeçmek için çok geç kalmıştı. Kamçı şakladı, Muvaffak günde 5 saatten, üç ayda su gibi nota okumayı, trompet çalmayı öğrendi. İstanbul Bahriye Bandosu'ndan terhis diğer müzikçilerle üç ay sonra Kuşadası'nın sokaklarına çıktılar. Marşları kasabada yankılandı. Yaşar Bademci, Halil Bereket ile bando serüvenine devam etti.

1960 yılına gelindiğinde, sanatçı Almanya’daki Cologne’de, Kurt Edelhagen’in Radyo Okestrası’nın üyesi olmuştu. Daha sonra Kenny Clarke-Francy Boland Big Band’e katıldı. Bu grup Avrupa çapında turnelere çıkıyordu ve sanatçı 1961 ile 1966 yıllarında Jazz Is Universal, Handle With Care ve Now Hear Our Meaning gibi albümlerde de çaldı. İsveç’li tromboncu Åke Persson’un tavsiyesi üzerine ilk kez 1960′ta İsveç’e giden Maffy, Harry Arnold’ın Radyo Caz Orkestrası’na katıldı. Kısa bir süre sonra ise Benny Bailey, Åke Persson, Phil Woods ve Sixten Eriksson’un da çaldıkları Quincy Jones Orchestra’nın üyesi oldu. Birlikte pek çok kayıt yaptılar ve Arne Sucksdorff’un filmi “The Boy in the Tree” için film müziklerini hazırladılar.

1965′te Maffy, İsveç Radyo Caz Grubu’nun üyesi oldu ve Avrupa, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’da turneye çıkmakla birlikte kalıcı olarak İsveç’e yerleşti. Başta Okay Temiz, Elvan Aracı olmak üzere birçok müzikçiyi İsveç'e taşıdı. "Cazın hası" dediği bebop, hardbop, swing çaldı hep. Blues ruhundan uzaklaşmadı. 1971'de Okay Temiz'le kurduğu "Sevda"yla kısa süre etnik cazı denedi. Sonra bir nehir gibi eski yatağına döndü. Avandgarde denemelere ise hep kuşkuyla yaklaştı, çekinmeden eleştirdi: "Armoni bilgileri yeterli olmadığı için kolaya kaçıyorlar, yaptıkları garip müziğe freejazz diyorlar. Bunlar gelip geçici modalar." Yüzlerce plakta çaldı. Kendi adına, 1984'te We 6, 1993'te Maffy Falay Sextet adlı iki albümü yayımlandı.

2005'te İstanbul Caz Festivali'nde "Yaşam boyu Başarı Ödülü"verilen Muvaffak Falay, eline trompetini alıyor ve çalmaya başlıyor. Ve işte o an, ülkemin yaşayan gerçek hazinelerinden birini dinlediğimin farkına varıyorum. Maffy, kendi alanında kesinlikle işinin bir numarası. Türkiye’nin yaşayan hazinesini, Kuşadası’nda Temmuz 2010’da cazın kralı olarak coşkuyla alkışladık. 

0
0
0
Yorum Yaz