yesil elma
25 Takipçi | 1 Takip
24 04 2006

OKUL = ÖLÜM

Hepimize cocukken okula gitmek icin sicacik yatagimizdan kalkmak ölüm gibi gelirdi, yaniliyor muyum ? bakin gercekten de öyleymis         O   harfinden sonra gelen harf  ö         K   harfinden sonra gelen harf  L         U   harfinden sonra gelen harf  ü         L   harfinden sonra gelen harf  M Hafta sonu Deniz  “ceeee” dedi ve gitti.. Neymiş okul onu bekliyormuş ama yukarıdaki benzetmesi çok hoşuma gitti. Ankara-Kuşadası-Ankara, Cumartesi sabah gelip ve Pazar akşamı gidişi arasında Big bang, Tansaş’ın köşesi ibadet mekanları ziyaret edildi tabii.  Roka’yı ağzına tıkıştırması, semizotu salatasını silip süpürmesini görünce içim acıdı. Hemen iki demet roka, semizotu yıkayıp kurutup torbalandı. Bakla salatası yapıldı taze soğan ve sarmısaklı. Zaten Bezelye, Enginar, Bakla ile yemek hazırdı. Ayrıca havuçlu, taze sarımsak ve soğanlı mevsim pilavı yapıldı. Kalbura bastı şuruplandı. “Ankara’da pahalı, alamadık, yutkunduk” dediği için pazardan Erik alındı. Taze yapraktan sarma, kıymalı börek hazırlandı. Ayva reçelli kek kabartıldı. Köfte, mantar, pilav kaplandı. Ve hepsi de şık karton çantalarda Varan’ın bagajdaki “ezilmesin” rafında yerini aldı. Giderken Deniz’in üzülmesi çok doğal tabii.. Bizi özleyecek.. Garajdan dönünce teselli için ipek böceklerime baktım. Aaa toplu intihar eylemi yapmışlar.. Anlayamadığım bir nedenle ölmüş bir çoğu. Çok üzüldüm. Acaba dut ağacı mı değiştirsem ? Bu haftaya değişiklik yaparak başlamak için önce eski defterleri karıştırdım. Mutfak günlüklerimize baktım. Ekin’nin  “Annenin kıymetini bil” yazılı notunu okudum. Birgün bulaşık yıkamış taa 2003 te yorulmuş. Ama şimdi Eskişehir’de “yeni bulaşık yıkama tekniği geliştirdim&#... Devamı

22 04 2006

DÜNYAYA BİR DAHAKİ GELİŞİNİZ ???

İki astrolog şaşkın bir halde birbirlerinin yıldız haritasını inceliyorlarmış. "Sana kötü bir haberim var, sevgili dostum," demiş ilki, "Maalesef çok yakında öleceksin ve bu dünyaya yeniden bir fil olarak döneceksin." Kısa bir sessizlikten sonra diğeri tevekülle cevap vermiş: "Ne yapalım, demek kader böyleymiş. Yine de Tanrı'ya şükürler olsun. Bunda da bir hikmet vardır elbette. Biliyor musun aziz dostum, sen de yakında ölecek ve bir solucan olarak yeniden doğacaksın..." Müstakbel solucan birden paniğe kapılarak dizlerinin üstüne çökmüş ve: "Gel, seninle bir anlaşma yapalım," diye yalvarmış. "Yeni yaşamında beni buluncaya kadar ara. Sonra da öldür ki, daha yüksek bilinçli bir varlık olarak tekrar doğabileyim. Lütfen söz ver... Karşılaştığımızda, acımadan tek bir adımda beni ez!" Arkadaşı bir an tereddüt etmiş: "Böyle bir sorumluluğun altına girmek ürkütüyor insanı. Ama, evrimini hızlandırmanda payım olacağı fikri de çok cazip. Peki, teklifini kabul ediyorum." Kaderleri gereği birkaç hafta arayla ölen kafadarlardan fil, verdiği sözü hatırlayarak doğmuş. Ormanı alt üst etmiş, ama arkadaşının izine bir türlü rastlayamamış. Karşılaştığı her hayvana: "Gözleri iyi görmeyen ve çok yavaş hareket eden küçücük bir solucan gördünüz mü?" diye sormuş. Bakmış ki kimsenin haberi yok, çaresizlikle ağaçlara posterler asmaya başlamış: ARANIYOR Bu solucanı gördünüz mü? Aradan aylar geçmiş. Umutsuzluktan ve yorgunluktan süngüsü düşen fil, kızgınlıkla bir taşa tekme atmış. Fırlayan taşın altından bacası tüten minicik bir ev çıkmış. Kocaman başını eğerek camdan içeri göz atmış. Bir de ne görsün: Arkadaşı, yanında bir başka solucan, şöminenin karşısında kitap okuyormuş. Hortumuyla zili çalmış. Kapıyı açtığında fili karşısında gören solucan, çığlığı basmış. Fil ise sevinçle : "Merhaba sevgili dostum," demiş, "Sana verdiğim sözü yerine getirmeye geldim!" Beti benzi atan solucan: "Yaptığımız anlaşmayı unut lütfen," diye gevelemiş. Fil, istifini bozmayarak sakin bir sesle: "Bana sonra teş... Devamı

13 10 2005

AŞK ACISI 13 Ekim 2003 ten

  UNUTTURDUN BANA TÜM ACILARIMI,   BÖLÜK PÖRCÜK ASKLARIMI,   SEN DINDIRDIN BITMEK BILMEYEN GÖZYASLARIMI   SENIN SAYENDE TATTIM GERCEK ASKI!! Sakın bir şarkı sözü diye düşünmeyin. En sevdiğim yeğenim Başak geçenlerde eski defterlerini bulmuş. Ama bunu kime yazdığını niçin yazdığını hiiçç hatırlayamamış.   “Hayatımın aşkısın” demiş Deniz’e de malum kişi.. sanki 18 yıllık hayatında ne çok aşk yaşamışta Deniz’e hayatımın aşkısın diyor. Deniz tabii yeni sevgili yaptı ya havalarda uçuyor.. Kızlar böyle işte hemen unutuverirler. Kendimden biliyorum 12 gün birini görmeyim sesini duysamda unutuveriyorum. İki gözü iki kaşı bir burnu olduğu hatırlanır da ayrıntılar flulaşır..   Başak ve Deniz’den aşk incileri anlatırken en son delikanlı kız lügatını da aktarayım televole kültürümüz eksik kalmasın. “sevgili yapmak yerine yavuklulanmak, güclü süper arabali parali  erkeklere ceviz, ufak tefek yeni yeni erkeklesen 19-22 yas arasi findik, cillop gibi iyi giyinen taze yakisiklilar fistik ve yalaka olup herseyiyle orta seviyede olanlara badem” deniyormuş.   Dün Yamaç-Burgaz-Kirazlı köy yürüyüşündeydik.  Detaylarını yarın anlatacağım. Ekin öğleden sonra arayıp naapıyorsunuz dediğinde, en dik yamaçtan düşmemeğe çalışarak Burgaz’a inmeğe çalışıyorduk. Ekin’de TV de doğa yürüyüşü izliyormuş, ben de geziyorum, görüyorum hem de hiç yorulmadan diye hiç utanmadan annesini ti ye alıyor.   Gençlerle hiç yarışamayız kabul ama en azından gayret edebiliriz, yaratıcı olabiliriz. Malum kişi Deniz’e “ruh ikizimsin” diyormuş. Yani bütün dünyayı gezmiş görmüş yaşamış ve ruh ikizini Deniz olarak saptamış..   Limanda hangi gemiler var diye soranlara cevap : Bu hafta yine normal gemiler, costalar, spiritler var amma haftaya yani 19 Ekim-21 Ekim de Sahra Hastanesi askeri gemiler var. Bugünden başlayarak Belediyeye göz, diş, dahliye, kulak burun boğaz muayeneleri i... Devamı

10 10 2005

Elektrikler kesilince 10 Ekim 2003 ten

“kendi memleketimin takımını tutacağım” dedi Deniz. Cumartesi İng-Türkiye maçında kendi memleketinin takımını tutacakmışmış.. Yani 2,5 ay London’da kalınca böyle oluyor.. 18 yıl yedir,besle, büyüt sonra da git ellerinle başka bir kültüre teslim et. Neyse Deniz’in tuttuğu takımlar nasılsa yenilir, son gülen biz oluruz umarım.   Elimde mumla dün sabah saat 6’da Deniz’in odasına girmiştim uyandırmak için. “Aaa anne ortaçağa mı döndük. O zaman getirin atımı okula gidicem” diyordu. Servisi biraz gecikmeli geldi Söke için. Şiddetli yağmurdan elektrik kesintisinden biliyorsunuz radyo yayınımızda yoktu. Olumsuzluklar devam ederse akşama Sunullah Arısoy şiir kitabı tanıtım programımızda güme gidecek diye karamsarlık çökmüştü.  Hem de en can alıcı şiiri ben okuyacaktım finalde.   “Tamam gelmeye çalışacağım, başıma gelenleri bir bilsen” dedi MUVE. Dinleti 20.30 başlayacak ve ben Mustafa Veli’ye 20.10 da tel ediyorum “gelirim, merak etme diyor”. Üstelik bir arkadaşımız son dakika gelmediği için hemen onun şiirlerini bölüşmüşken ve biz yüzümüze satırlar, harflerle makyaj yapmak için hala MUVE’yi beklerken..   Sonunda geldi ve “uyumuşum” dedi. Çünkü eğer telefonda “yataktayım” derse kızacağımı biliyor ya işi laf kalabalığına getiriyor. Şu MUVE ile evlenme kararımı yeniden gözden geçirmem lazım galiba. Üstelik “sen Belediye Başkanı karısı olamazsın” dedi gelir gelmez. Çünkü onun randevuları için erkenden uyandıracakmışım..   “Islığını sessiz Çal” kitabının tanıtımı hiç yanlışsız bitti de rahatladım. Kutlama için Paprika’ya gittik ama oturamadım hemen eve döndüm. Deniz’den yeni havadisler olacağını biliyordum. Hani radyoda ismini söylememi yasakladığı yeni yapacağı sevgilisi var ya o tel etmiş. Tam kapatırken de çabucak “seni seviyorum” demiş kapatmış. Aman Deniz ne mutlu, havalarda uçuyor. Çabu... Devamı

08 10 2005

COSTA ATLANTICA yı uğurlarken 8 Ekim 2003

“Söz ver anne sakın radyoda anlatmayacaksın” dedi Deniz. Tamam söz anlatmam dedim. Hani Deniz kendine yeni sevgili yaptı ya adını söylemeden de anlatırım zaten.. Beni devamlı izleyenler kimden söz ettiğimi bilirler nasıl olsa.. “Başak ve diğer kuzenlerime yazabilirsin” dediğine göre yine de anlatma ve duyurma izni almış oldum..    Kızımızı mutlu görmek çokk hoşş bir duygu. Ekin de tanışmış dün. Ehh biz büyük bir aile olduğumuz için herkesin duyması gerek.. “Bebeğim güle güle” demiş ayrılırken Deniz’e...   Yani bir erkek için ne kadar kolay kadınları mutlu etmek.. İşte anahtar sözcükler açıklıyorum.. Böyle bir iyiliği yılda bir kez yaparım haberiniz olsun. Bebeğim, tatlım, hayatım, aşkım.. Bunları biliyoruz demeyin. Önemli olan karşınızdakin söylerken ki ses tonunuz, ifade gücünüz. İnandırıcılığınız kısacası rol kabiliyetiniz. Kadınlara karşı ne kadar iyi rol keserseniz hemen inanırız bu da işin püf noktası..   Efes Celsius kütüphanesinde bir kokteyl var saat 18.00 de 400 çocukla toplanan OMEP Dünya Konsey toplantısının açılışını yapıyoruz. Shaja Yoga ve meditasyonumuzda bundan sonra Çarşamba akşamlarına alındı. Bu hafta grubumdan çok alkış alacağım. Çünkü hem çok düzenli yaptım, hem Deniz’in 4 arkadaşına aydınlanma verdim. Hem de 7 nci chakramızın açılmasından sonra alacağımız mantra kelimelerle daha da ilerleyeceğim kendimden çok umutluyum.   Bulgaristan Devlet Başkanı ve Maliye Bakanı ile yemek var 12.30 da da onları ben diil Belediye Başkanımız ağırlayacak. Hergün Belediyeden gelen programdan okudum şimdi.   Benim öğleyin yapacak daha önemli bir işim var. Bugün günlerden ne ? Çarşamba. Hangi gemi geliyor ? Costa Atlantica.. Demek ki benim yerim Kutes. Martılara bakıp çay içip Costa’yı uğurlayacağım..  Şimdi limanımıza gelen tüm gemiler için bir parça seçtim. “ Ahh o gemide ben de olsaydım Uzak denizlere yol alsaydım Vız gelirdi herşey bana İnan seni... Devamı

07 10 2005

FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK (7 Ekim 2003)

İnadına askılı elbise giydim bugün.. Dün Kaymakamlıktan kışlık giysi talimatı gelince ve hala hava sıcaklığı 30 derecelerde olunca; çorap, diz altı etek, tayyör moduna girmemiz imkansız.. Aslında bölgelere göre düzenlenmeli diyoruz ama kimse dinlemiyor.. Yazın o sıcaklarda vergi dairesine askılı bluzlu elbiseli muhasebeci kızları almıyorlardı.. Şortlu, terlikli, fanilalı erkekleri de almasalardı ya.. Yok ayrımcılık sadece kadın giysilerine..   Ve tabii VATOZ küpelerim de kulaklarımda. Dün gece Hamburglu Alman Gelin yengeç bir kolye getirmiş bana. Uygun olsun diye vatoz küpelerime gitti elim hemen. Aslında şimdiye kadar küpelerimin şeklini bilen bir tek kişi çıktı. Hem de erkek.. Demekki neymiş, isteyen erkek gözü istediği ayrıntıları görüyormuş..   Bugün Günaayyddıınnn mesajımı da “körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma” diyerek oğlum Ekin’e adıyorum. Çünkü dün tam bir kör örneği verdi..   Sabah Ekin kahvaltı yaparken öğlen için hamburger istedi. İki tane hamburger hazırlayıp giderken alsın diye odasının kapısına astım. Servis geldi Ekin çıktı ardından ben de çıktım. Okulda Onur’u da çağırmış öğle yemeğine. Birlikte oturup bir heves torbayı açıyorlar içinde gazete kağıdından bir paket. Paketi açıyorlar içinde salatalık kabukları domates artıkları. Bir hışım torbayı kurcalıyorlar yumurta kabukları falan.. Kapıdaki torbayı al dediğimde Ekin sokak kapısının oradakini almış.. Ben de vay canına Ekin artık çok sorumluluk sahibi olmuş. Ben al demeden çöpleri almış gitmiş diye düşünüyordum. Bu olayla sanırım 7070 şarj intikamımı aldım Ekin’den. .. Tabii arada karışıklık, yanlışlıklar  olmadan hayat geçmez.   Bugünün çok sıcak geçtiğine bakmayın. Fırtınadan önceki sessizlik bu. Perşembe ağaçları kökünden sökecek şiddette lodos fırtınası bekleniyor.. Aman dikkat şimdiden uyarıyoruz... Hele yüreği yanıklar hiiççç sokağa çıkmasın kül olup gidiverirler...   ... Devamı

21 04 2006

7 UYURLAR MAĞARASI SELÇUK

Kıtmir, Debernuş, Şazenuş, Kefeştetayyuş, Mernuy, Mekseline, Meslina, Yemliha.. Selçuk’ta anlatılan öykü şöyle : Efes'te Hirıstıyanlığı kabullenmiş pek çok kişi vardı. Ama bunlardan yedisinin yeni dine olan inancı bir başkaydı. Çoğu imparatorun zulmünden korktuğundan dolayı onun emirlerine uyar gibi davranıyorlardı. Fakat bu gençler tek tanrı fikrini kolay kolay terk edemiyorlardı. İlk zamanlar altı kişi olan Efesli gençler, imparatorun verdiği birkaç günlük süre içinde düşündüler, emre uymamaya ve kentten kaçmaya karar verdiler. Yolda sığınacak bir yer ararlarken, çobanla karşılaşırlar. Ona dertlerini anlattıklarında çobanında kendileri ile aynı fikirde olduğunu anladılar. Çobanın bildiği bir mağara olduğunu söylemesi ile yolculuğa hep beraber devam ederler. Panayır Dağı'nın güney tarafındaki mağaraya giderlerken çobanın köpeği Kıtmir, bir türlü peşlerini bırakmaz. O sırada tanrı köpeğe konuşma yeteneği verir ve Kıtmir dile gelerek; " benden korkmayın, ben tanrının ve sizin dostunuzum, siz uykudayken bekçilik yaparım" der. Bunun üzerine mağaraya giderler ve tanrının emriyle yıllar süren derin uykuya dalarlar. (M.S.250) Bir süre sonra olayın farkına varan halk mağaranın kapısını örerek onları ölüme terk eder. Yedi genç bir inanışa göre 200 yıl, başka bir inanışa göre 309 yıl burada uyur. (Kuran'da Kehf suresinde yer alır.) Mağarada ne kadar uyuduklarının farkında değillerdir. Uyandıklarında acıktıklarını hissederler. ıçlerinden Yemliha ekmek almak için köye gider. Giysiler, inançlar değişmiştir. Bir günde herşeyin bu kadar çabuk değiştiğine inanamaz. Üzerinde ımparator Decius'un resmi bulunan 200 yıllık gümüş parayı fırıncıya uzatınca her şeyi yeni öğrenen halk bu öyküyü II.Teoddsius'a anlatırlar. Böylece insanların öldükten sonra tekrar dirilebileceklerine olan inanç doğrulanmış olur. Efes'teki Yedi Uyurlar Mağara'sı (Eshab-ı Kehf) Ortaçağ boyunca sürekli olarak ziyaret edilmiştir.  ... Devamı

21 04 2006

ÇİÇEK FESTİVALİ BAŞLAAADIIIIII

Her sabah Saatli Maarif Takvimi’nin , En ustundeki yapragini kopartmak yerine Her sabah Saatli Maarif Takvimi’nin, En ustune yeni bir yaprak eklemek... Butun duvarlarin dolsun, Bugunku dogum gunun kutlu olsun...   Aaaa dogum gunun bugun degil mi ? Olsun. Bugun artik tamamen yaz geldi. Gunesin dogum gununu kutlarim ben de..   Sahil cıvıl cıvıl bu sabah. Çiçek Festivalimiz başladı. Üç gün boyunca el heykelinin orada her renk ve cins aradığınız çiçek fidanları, saksıda, torbada her çeşitten yok yok yani.. Havanın durumuna bakarak Pazar günü Çocukların 23 Nisan’ı yağmursuz geçireceklerine sevindim. Çocuk deyince hemen arkadaşımın oğlu Zeki’yi anlatayım. “Tırnağımı istiyorum. O benim tırnağımdı, tırnağımı geri istiyorum.” Hem ağlayıp hem de feryat figan tırnağını isteyen Zeki ortalığı birbirine kattı. Zeki, 3 yaşındaki dik saçlı, dik başlı bir çocuk. Bir hafta önce ayağını kapıya kıstırmıştı.ayak baş parmağının tırnağı ha koptu ha kopacak,dün gece oynarken çaktırmadan babası tırnağı asılıveriyor.  önce fark etmemiş. Ama babası “bak oğlum tırnağını çıkarttım” deyip çöpe atıyor. Ve ınının olay başlıyor. Zeki bir ağlama tutturuyor. Bir ağlamaya olmaz böyle bir şey. “neden çıkarttın baba tırnağımı,o benim tırnağımdı”.”oğlum düşecekti zaten pis oldu” deselerde yerlere yatıyor “ben tırnağımı istiyorum” diye. Ev halkı çıldırma noktasına geliyor.Anne bir yandan baba bir yandan susturamıyorlar Zeki’yi. Sonunda baba çöpten tırnağı buluyor bir güzel yıkayıp veriyor. Zeki tırnağı alıyor, başparmağının üzerine koyuyor. Fakat bu kez de “bu tırnak üstünde durmuyor” diye başlıyor bağırmaya. Ağlamalar ve bağırmalar sonunda tırnak yine eski yerine yapıştırılıyor. EE çocuk haklı tabii tırnak onun tırnağı, neden çöpe atılsın ki.. Çocukerkil aileler olduk olmasına da akıllı çocuklarla baş etmek zor. Ahh bir büyüseler diye hiç düşünmeyin çünkü büyüdükçe problemlerde b... Devamı

06 10 2005

FONVOL yani Fondöten Volkan

Oldu.. Nihayet oldu..FONVOL’la tanıştım. Fonvol yani Fondöten Volkan’la tanıştım. Pazar sabaha karşı 5 te yatmışken 10 da kapı zilinin ısrarlı çalması ile ben uyandım. Deniz, Aylin ve Dicle duymadı. Amma Denize kalk Fonvol geldi dediğimde inanmadı da Volkan Deniz’in yanına gidince çoğlıklarla kalktılar.. Eğer olursa Deniz bu Pazar kendine yeni bir sevgili yaptı. Yani Volkan evimizin yeni siması. Şimdi bu genç delikanlı fondöten sürüyor, cebinde lipstick (dudak parlatıcısı) taşıyor diye tepkiliydim. Geçen hafta metroseksüeller üzerine bir yazı okuyunca biraz ikna olmaya başlamıştım zaten. Metroseksüeller yeni bir genç delikanlı grubu. Çok bakımlı giysiler, pedikür, manikür tamam.. Kremler, fondötenler hatta siyah göz kalemi kullananlar. Sadece vücuda saygı anlamında yaptıkları. Asla farklı cinsel tercihleri yok. Kışın solaryumlu yüzler, boyalı saçlar en önemli özellikleri.. Eehh ne diyeyim.. Bir saat içinde 23,,,24.. diye çaldırışları olunca zaten Deniz, “bu çocuk benimle çıkacak” demeğe başlamıştı. Yediuyurlarda dağ tepe gezerken iş bağlandı galiba. Ayrıntıları bu gece öğrenirim artık.  Bakalım yine Banhdan vererek dileklerimizi gerçekleştirme seansları Fonvol konusunda tutacak mı ?   Feyhan Güver’e mail çektim bu sabah.. Hani Bayır Gülü’nün yaratıcısı.. Bu hafta Leman’da çizdiği bir karikatürü başıma dert açtı da.. Uygulama anlamında yanlışlıklara neden olmayacak çizgiler beklediğimizi anlattım. Tiplerini ve konularını genelde kadınların çok sevdiğini biliyorum. Ama erkekler işlerine geldiği gibi yorumladıkları için dikkat etmek lazım..   Dikkat konusunda bir duyurum var tüm dostlarıma.. Hani çevremde son günlerde şiir kitabım çıkacak diye havalı havalı dolaşınlar olunca  ben de bir kitap çıkartmaya karar verdim. İşte bu noktada dikkat ediniz. Günlüklerime girerseniz dooğru kitabada girersiniz. MUVE “Belma’nın yanında pırt bile yapmağa korkuyorum aman yazmasın” diyor.. O kadar... Devamı

03 10 2005

Hammm Kişaammm ile Çakra açmak

“Çabuk Olalım Aşkım” diye telefonum çalınca bir heyecan cevaplıyorum ya çocuklar gülüyor bana. Ama sonra Aylin’in ve Dicle’nin de anlamlı telefonları çalınca ben de güldüm. Deniz’e sordum bu arada. “Kim arayınca en çok heyecanlanıyorsun, elin ayağın karışıyor, titriyorsun ? ” . Durdu düşündü. “Sen arayınca anneciğim” dedi. Tabii hangi atlatmayla “şuradayım, buradayım, hemen geliyorum, zaten yokuştaydım” kıvırtmaları için ben arayınca çokk heyecanlanacak erkek arkadaşı arayınca diil..   Hafta sonu pastırma yazı yaşayacağız. Denize gideceğim kısmetse. Bu arada Sunullah Arısoy için hazırladığımız anma gecesinin şiir bölümünde de görevliyim. Genel bir prova yapacağız.  MUVE nin çok parlak fikirleri varmış. Farklı olsun diye bizi hangi kılığa sokacak ya da yüzümüzü japon savaşçıları gibi mi boyayacağız bilmem.  Yenilikleri denemek iyidir ve cesur adımlar atmışımdır hayatımda zaten.  Hele son 6 ayda epeyce yol katettim yeniliklerde.   “Ham Kişam” diyerek 6 ncı chakramızı açmaya alışamadım ama. Bu hafta sonu umarım başarırım. Ama bugun pazarda duyduğumu anlamayı başaramadım.   Deniz börülcesi aldığım köylü kadın “önkölü neapbatırsın” dedi. Hiç anlayamadım. “nasılsın” dediğini düşünerek “ben iyiyim sen nasılsın” dedim. “hindilik iyiyim” dedi.   Anlaşmak için beden dili nasılsa yetiyor. Gündelik 200 kelime ile konuştuğumuzu düşünürsek.   Dostlukla ilgili güzel bir öyküm var bir müzik arası verelim devam edelim.  Benim şarkımı çalalım. Listelerde 3ncülüğe düşmüş bugün olsun, nasılsa bir yaz şarkısıydı yavaş yavaş unutulacak zaten..   ... Devamı