yesil elma
25 Takipçi | 1 Takip
28 12 2006

FOTO Nakip Ve anneannesi Zehra Teyze. Kuşadası'nın hökömet gibi kadınlarından. Ofise gönderdiği hayır yemekleri, pohaçalar, sarmalardan lezzetle yedik. Haa Nakip te saçlarını kestirdi. Anneannenin öyküleri de kendi yaşamı gibi çok renkli ve eğlenceli. Hele "Yemek yaktıran Fatma Teyze" öyküsüne bayıldım. Yani Fatma hanım kapı önünde sizi çeneye tuttumu kurtuluş yok. Ocaktaki yemeğinizi bile yaktırıyor :)) Pine Bay Azize ile evli olan Nakip ve Zehra teyzeye esenlikler diliyorum Devamı

30 12 2006

KETENDERE YENİDEN...

“Buradan sonra 15 km var” dedi pembe yemenili Vahap rehber. Hasbi abi ; “Yahu bir söyleseniz daha ne kadar yolumuz var, ne zaman çay içeceğiz” diyerek aslında, sabahki sigarasına geç kaldığı için mırmırlanıyordu. Aman onu hoş tutmak lazım. Ekürisi Mehmet abi yoktu ama yine de öğle yemeği için çıkın mutlaka dolu olurdu. Hani Jack Lemmon ve Walter Matthau ikilisinin filmi gibi yürüyüş boyunca çekişmeleri, “hadi canım senin gaynanan böreğe kıyma koymayı unutmuş onun için bu çemeni sürüp yiyorum” ya da “zeytinleri acı suyunda unutmuş senin karın” diyerek birbirlerine takılmalarına bayılıyorum.             Ketendere-İkiztaş-Çomakdağ için neredeyse Milas’a gelmişken Selimiye’yi geçip Ketendere’ye gideceğimiz köy yoluna sapmıştık. Bir süre sonra virajlarla yükselen zeytin dolu dağda yükselirken karşımıza çıkan köprü başında durduk. Arkamızdaki diğer Kuşadası ve Söke yürüyüşçülerinin minibüsleri de durdu. Köprü, iki yakası üzerinde “ölüm tehlikesi” yazan naylon kırmızı şeritlerle kapatılmıştı. Hasbi abi ”çocuklar yapmıştır” geçelim dese de inceleme ekibimiz gerçekten köprü yıkılır mı acaba denemesi için şeritleri ve yolu değerlendirdi. Bize bir şey olmazdı. Geçtik köye.             54 kişiye çay bardağı tabii yine yetmedi ama gözlemeler lüplendi. Kuşadası’nda yılın en soğuk günlerini yaşarken Ketendere’de soyunmaya başladık. Ve vurduk dağlara. Yükseldikçe güneş daha güzelleşti, manzara, dağ yolları, bahçe arasındaki kapılar, taş duvar engellerimiz ile günümüz huzurluydu.             “İlk kez katıldığın için, yollara altın tozu serptim” diyordum Serap’a. Kum taneleri pırıl pırıl, hoplaya zıplaya geçtiğimiz kayalar  şırıl şırıl akan suların içinde Altın Çağ’a uygun adımlar a... Devamı

15 12 2006

SOSYETE KOKEREÇ

En çok sevdiğim KOKOREÇ.. Tabii "Dilden Yanaktan" sonra. Aahh Kızlarağası Hanında olmak vardı şimdi :))   Devamı

15 12 2006

İSKELEYE GELİN.. BALIK TUTMA YARIŞMASINA..

1.Kuşadası Geleneksel Balık Tutma Yarışması 16 Aralık Cumartesi. Akset olarak tutulacak kovaların üstüne Yarışmacının adı ve numarasını kaydetmek için hazırladığımız etiketleri yapıştırdık. Tabii günün eğlencesiydi. Devamı

15 12 2006

O ŞİMDİ ASKER

O Şimdi Asker.. 58. er eğitim tugayında kısa dönemde.. Anker Turizm Acentasından Alper arkadaşımızı uğurladık. Gel Teskere Gel... AA bir de öğrendik ki yeminden sonra Kıbrıs'a gidecekmiş... Devamı

15 12 2006

ZEYTİNYAĞLI VE TATLIDA ÜSTÜMÜZE YOKTUR

Kızım Deniz Portakallı Yerelması yemeği ile (tabii zeytinyağlı) yarışmaya katılmıştı. Arkadaşım Didem'de çok tatlıdır o da Lorlu pasta ile katılmıştı. Takdirnamelerini alırken yanlarında değildim ama sonra evde kendimize bir güzel ziyafet çekmiştik. Anadolu Otelcilik Lisesinin her yıl yaptığı yemek yarışmasına ben de bir kez yeşil çorba ile katılmıştım. Isırgan otu ile yaptığım çorbayı sonra Pine Bay otelde bir gece yöresel yemeklerimizin tanıtıldığı bir organizasyona da taşımıştım. Devamı

15 12 2006

İyi ki Kızımsın Sevgili Denizciiğiimm

(special for you ) demişsin ama paylaşmak istedim :   Aşk ve acı Aşk için yazıyorum, aşk ile yaşıyorum..Sevgi bazen tek mutluluk sebebi. Kendime bazen o kadar acımasız davranıyorum ki, yazamıyorum. En ufak bir kırıntı olmuyor. Sonrasında godoşluğun adı aşk oluyor. Sayfaları dolduruyorsun. Eski güzel günler... İnsan geçmişine dönemeyeceği için hep eskiyi özler. ''hani var ya bazen özlü sözler, onları düşünüp dolu gözler'' Aslında hepimizin ihtiyacı karşılıklı yürütülebilen sosyallik!! Bir mesajla bitirilen ilişkiler, tehlikeli işler yaptıktan sonra öpüşen çiftler değil. Hepimizin tanımaya ihtiyacı var karşısındakini. Zaman gerekli, yürüyüp yürümeyeceğini kavramak için. Ne tepki vereceğini bilmiyorsan, hep eskileriyle kıyaslarsın. Böyle olunca hep aynı zannediyorsun yaşadıklarını. Film başa sarmıyorki, beynin boşa sarıyor.. Bitiriyorsun, bitiyorsun. Boş satır bırakmıyorsunı için yazmaya değer. Sonrasında kağıtları çöpe atmayı biliyorsan eğer.. Devamı