yesil elma
25 Takipçi | 1 Takip
18 01 2006

sevgi tatlisi

SEVGİ TATLISI nasildir bilir misiniz ? Ankaradadan sevgili dostum Huriye gondermis tarifi paylasmak istedimMALZEMESİ1 adet lekesiz gönül 1 adet açık yürek500 gr güler yüz250 gr tatlı dil100 gr hürmet1 çorba kaşığı sevgi1 çay kaşığı hoşgörü1 su bardağı iyi niyet1 ölçek dürüstlük Göz kararı saygıHAZIRLANIŞIGönülü duygu tasına atıp güler yüz ile karıştırYumuşatılmış tatlı dili üzerine ilave ederken,Sevgi ve saygıyı üzerine ince ince üzerine ekle.Hürmet, iyi niyet ve hoş görüden meydana gelen Şurubu buna kat.Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerekDürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekleYüreğinde pişirdiğin bu sevgi tatlısını,Karnın acıkınca değil,RUHUN ACIKINCA YE. Güzel bir tarifti değil mi ? Aslında günüm biraz ruzgarlı başlamıştı bu sabah.. Hele “Rüya kadın” olamayacagimi anlayinca çookk bozulmuştum çookk. Efendim Nicole Kidman’ın gülüşü bende yok. Julia Roberts’in karakterinde değilim. Jennifer Lopez’in hırsı hele hiç yok bende. Yüzüm de Michele Pfeiffer’e hiç benzemiyor. Eee nasıl dikkatini çekeceğim Georgey Clooney’in. Rüyalarının kadınının nasıl olması gerektiğini açıklamış Clooney, ümitlerim suya düştü..  Ama nasılsa o da Hollywood’un dört kadının özelliklerinin toplandığı bir kadını bulamaz.. Ben yine de bu yaz Como gölü civarında olayım da kendimi göstereyim, belli mi olur.. En azından ses tonumun rengiyle başarıya ulaşabilirim. En güzel başarılar sizin olsun e mi.. ... Devamı

23 01 2006

profesörler tepesi

Profesörler Tepesi. Oflaya puflaya tırmandığımız tepeye bu adı verdik. Aslında aşağı bakınca Sazdeğirmeni mevkii görünüyordu. Profesörler tepesi dedik çünkü o tepeye çıkana kadar Hidayet Beyin cep telefonuyla profesör arkadaşıyla konuşuyor olması, daha öncesinde de devam eden mesajlaşmaları anısına bu isim uygun görüldü. Tabii Profesörün taa Gaziantep’te olması ve olası bir hayat arkadaşı konumu nedeniyle çok önemliydi.   İbo aganın Tarlaevinde, gelecek sogukları karşıladık Pazar sabahı keyfi olarak. 11.00 de başlayan yeme-içme-yürüme-yeme-içme 18.00 de eve dönme şeklinde bir Pazar günüydü. Sibiryadan beklediğimiz soğuktan önce, Svetlana geldi. Hem de –32 dereceden. Ama Kuşadası’ndaki nemli rüzgardan daha çok üşümüş. Soğukları da çantasında getirmiş ve pazartesiden itibaren Kuşadası’na da kar yağacak kehanetinde de bulundu. Eeeh Svetlana’da bir Profesör olduğuna göre dediğine dikkat etmeli.   Kendimi bitki profesörü ilan ettiğime göre: dünkü yürüyüşteki Profesörler Tepesinde benim de hakkım var. İri yapraklı kekiklerden çokça topladım. Bahçemde de mercanköşklerin yanıbaşında bir iki kök kekik yerini aldı. Yeşil elm@ tescil ismimim sürdürülebilirliği için çabalarımı hafif bir yan gülümseyişle süsleyebilirsiniz. Kekik salatası ileriki günlerin mönülerinde hep birinci sırada olacak. Dün yeşil soframızın baş köşesinde de vardı. Aynur Artvin’den gelen kavrulmuş zeytin ve tel gibi peynirin yanında kekik salatası da yapmıştı.  İncecik zeytinin az tuzlu ve kuzinenin içinde kavrularak yapıldığını ilk kez duydum. Lezzeti farklıydı. İbonun kendi yaptığı acımsı zeytin de tam ağız tadıma uygundu.   Otlar bahçeden; turpotu haşlama ve içinde yabani soğan ve sarımsak olan ot kavurması şeklindeydi. Kuru biber ve domates ile yapılan omlet, benim ısırganlı böreklerim ve ille de bol kaymaklı yoğurt, acı biber ve fasulya turşusu diğer çeşitlerdi. Gözümün renklenmesi gerek yemeden önce. Her tabağa ayrı ayrı bakarak şükranları... Devamı

25 01 2006

dört mevsim masali

Bugün kışın en şiddetli günü. Takvimimdeki notu görünce bir masalla ısınalım diye düşündüm. Bu güzel masal sabahki postamdan geldi. Hani sevgili arkadaşım Halil, gımeil yolluyor ya bana.. gımeil diyince güldük. Ama g-mail e bundan daha güzel bir ad olamazdı. Masal Başlıyooorr....  “Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.Nöbetçi: - Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.Toprak Ana : - Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya : -Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine : -Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra o da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya : - Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da : - Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak... Devamı